Almanya Türküleri

Hikâyemiz

Almanya ile Türkiye arasındaki iş anlaşması 1961’de imzalandığında onlara “Gastarbeiter – Misafir işçi” denmişti. Ama birçokları için misafirlik hayli uzadı, hatta hiç bitmedi. Ve geride kalan bu 60 yıl içinde çok şey yaşandı. Elbette insanın olduğu her yerde sevinçler, hüzünler, kederler, özlemler ve tabii bir de isyanlar ritimlere ve melodilere dökülürler. Bu hikâyede de öyle oldu. Bayanlar, baylar; şimdi Almanya yöresinden derlenmiş beraber ve solo şarkılar dinleyeceksiniz. Karşınızda son 60 yılın en sevilen Almanya Türküleri

Yıllar boyunca ne listeye girdiler ne de bir ödül aldılar. Sanki yok hükmündeydiler. Onca yıl onlardan yükselen seslere kulak kabartan çıkmadı. İlk başlarda ne kameralar üzerlerine çevrildi ne de gazeteler, dergiler sayfalarını onlara açtı. Sadece Almanya’da mı? Köklerini bırakıp geldikleri o uzaklarda kalmış vatanlarında da kimsenin onlardan haberi olmadı. Oysa satış rakamları inanılmazdı.

Mesela 1974 yılında Almanya’da müzik sektörünün en büyük hitlerinden biri; Vicky Leandros’un seslendirdiği “Theo, wir fahren nach Lodz” parçasıydı. Resmi rakamlara göre plak tam 400 bin kopya satmış, tüm Almanların gönlünü fethetmişti. Oysa bir yıl kadar sonra hayranlarının “Köln Bülbülü” namıyla andığı Yüksel Özkasap’ın “Beyaz Atlı”sı, Leandros’un satış rakamlarını ikiye katlayıp 800 bini aşacaktı, ama bunu fark eden dahi çıkmayacaktı. “Beyaz Atlı”nın Almanya’da tüm zamanların en çok satan plaklarından biri olduğundan belki hâlâ kimsenin haberi yok.

Bugünün gençleri için internet öncesi hayatı hayal etmek kolay olmasa gerek. “Misafir işçilerin” dünyasındaysa çanak antenler, uydu kanalları bir yana Türkçe yayın yapan bir radyo istasyonu bile yoktu. Geride bıraktıkları sevdiklerine, ailelerine, yakınlarına telefonla ulaşmaları da imkansıza yakındı. Çünkü telefon görüşmesi hem pahalıydı hem de o günlerin Türkiye’sinde büyük şehirlerdeki evlerin bile çok azında telefon vardı. Geriye bir tek; adresine ulaşması ve ardından bir cevap alınması haftalar süren mektuplar kalıyordu.

Ağır iş koşullarından artakalan zamanlarda ne yapılabilirdi? Aralarında yanlarında getirdikleri sazlarını iyi kötü çalabilenler, sesi bir parça güzeller vardı. Akşamları hep birlikte şarkı söylediler. Türküler; gurbet hayatı, sıla hasreti, memleket özlemi, uzaklarda kalan eşler, sözlüler içindi. Zamanla içine düştükleri yeni hayatı anlatan şarkılar çıktı ağızlardan. Almanca sözcükler sızdı türkülerine. Sonra günü geldi; “Deutsche Freunde’lere - Alman arkadaşlarına” baştan sona kırık Almancalarıyla seslendiler. Hatta aşk şarkılarının özneleri bile değişti bazen, Helga'dan Gabi'den bahseder oldular. Ama Almanya’nın göçmenlerin çocukları arasından çıkan starlarla tanışması için daha epey zaman vardı.

90’lar yeni bir göçmen kuşağının yeni bir müzikle tanıştığı yıllardı. Onlar anne ve babalarından farklı olarak Almanya’da büyümüşlerdi. Ve yine onlardan farklı olarak akıcı ve hızlı bir Almancaları vardı. Uzaklardan gelen hip hop ritimlerine kulak kabarttılar. Amerika’nın siyah gettolarından yükselen bu müzik tam onlara göreydi. Afroamerikan gençlerin funk plakları, James Brown gibi kahramanları vardı. Onlar da Barış Manço, Erkin Koray şarkılarında Anadolu funk’ı buldular. Mölln’de, Solingen’de binalar kundaklanıp ateşe verilirken öfkelerini hip hop beatleri üzerine sıraladılar. 2000’ler onların çağı oldu, artık sadece kendi kapalı mahalleri değil, tüm Almanya onların sesini duydu.

Bugün artık Almanya’daki Türkiye kökenlilerin kendilerine has müziklerinin sadece Almanya için değil tüm dünya müzik kültürü açısından ilgi çekici bir fenomene dönüştüğünü söylemek herhalde abartı sayılmaz.

Ve şimdi size bir davetimiz var: Almanya – Türkiye arasındaki büyük işgücü göçünün yıldönümünde farklı kuşaklardan ve farklı tarzlardan Türkiye kökenli müzisyenler olarak Ekim sonundan itibaren bir dizi konser için hep birlikte sahneye çıkmaya hazırlanıyoruz.

„Deutschlandlieder - Almanya Türküleri“ başlığı altında Zeche Zollverein’da Bonn Opernhaus’da, WDR’de ama aynı zamanda Köln Ford Fabrikaları’nda da çalıp söylemeyi planlıyoruz. Çünkü orası hikâyenin başlangıcı için önemli bir yer. Zira zamanında o fabrikada çalışırken Almanya’nın ilk ozanı unvanını da kazanan Metin Türköz de bir nevi 'müzikal torunu' sayılabilecek genç kuşaktan rapçi Eko Fresh gibi isimlerle ve 60 yılın göç hikayesini şarkılarına yazan diğer 12 yıldızla birlikte yıllar sonra o fabrikada sahnede olacak.  

Bu konser dizisiyle Türk – Alman müzik tarihinin gözden kaçan hikâyesini günümüze uzanıp hip-hop kültürüyle buluşturan bir festivalle kayda geçirmek niyetindeyiz. Son 60 yılın en sevilen "Almanya Türküleri"ni dinlemeye hazır mısınız?


Gefördert durch

Gefördert durch die Initiative Musik gemeinnützige Projektgesellschaft mbH im Rahmen von Neustart Kultur mit Projektmitteln der Beauftragten der Bundesregierung für Kultur und Medien

Partner

© 2021 - Nedim Hazar, Ruddi Sodemann | designed by aristotheme